Bu kitap Ankara Lisesi'nin son sınıf eşit ağırlık grubu öğrencilerine dair bir lise Türkçe öğretmeninin ödevlendirmesidir. Bu kitabın okutulmasının amacı öğrencilere edebiyat çevrelerinin tanıtılmasıymış. Halbuki bizim dinozorumuz, açıkça, her fırsatta komünizmin ve ateistliğin propagandasını yapıyorum, diyor kitabında. Dolayısıyla bu kitabında bir komünizm ve ateizm propagandasında aracı olduğunu vurguluyor. Şunu da söylemeliyim ki Mîna hanım, komünizmin kapalı kompartımanlarından kurtularak, anılarını açıkça anlatarak Dünya Edebiyatına, bir edebiyat Profesörü olarak önemli bir eser kazandırmış. Bu, 21. yüzyılda, teknolojinin ve küreselleşmenin hat safhaya ulaştığı bir dönemde hâla Dünya'ya kapalı olması gereken bir rejimi savunan bir dinozor için büyük bir gelişmedir, bu yüzden merhuma, her ne kadar kendisi tanrıtanımaz olsa da, öbür dünyaya inanmasa da, bir Fatiha okuyacağım, o bunu hak ediyor. :)
Magazinel edebiyata dair, Nazım Hikmet'in annesi Celile Hanım'ın Yahya Kemal'le olan ilişkisinden ve Sait Faik'in eşcinsel olduğundan, Aziz Nesin'in dobra dobra konuşmasından palas pandıras 'ben tanrıtanımazım' deyişinden, Ahmet Haşim'in bir-iki ay beraber yaşadığı ilk eşinden, yanağındaki halep çıbanının büyükçe izinden, gözlerinden fışkıran zekanının yüzündeki bütün çirkinlikleri örttüğünden ve ölmeden önce 'Yanımda olmayışın beni harap ediyor.' diyerek aşk mektupları yazdığı kadınla resmen nikahlandığından, Nazım'ın ilk şiirlerinin Mayakovski etkisinde kalarak yazdığından, Halide Edip'in 'Mustafa Kemal Paşa'yı yönlendiren kadın' sıfatıyla ünlenmek istediğinden, Cahit Sıtkı'nın çok içtiği halde, sarhoşken tatsızlık çıkarmadığından, Prof. Leo Spitzer'in onun etkileyen sözlerinden, Sabahattin Eyüboğlu'yu dinleyenlerin ondan daima bir şeyler öğrendiğinden, Neyzen Tevfik'in çaldığı, kendine ait muhteşem parçalara dair, kimin parçası bu sorusuna alçakgönüllükle 'Viyana kapılarına kadar giden ve orada ölen bir kadının' ve benzeri uydurma cevaplar verdiğinden söz etmiş. O dönem yazarlarının fiziki yapılarını betimlemiş.
En çok dikkatimi çeken şeylerden birisi de, Dünya görüşüne ters düşüncelere sahip Necip Fazıl Kısakürek'e olan aşkı. Bu öyle bir aşk ki, soyadı kanununun yeni kabul edildiği dönemlerde Mina Hanım, Necip Fazıl'a sorar, benim soyadım ne olmalı, diye. Necip Fazıl cevap verir, sen bir komünistsin, ileride düşüncelerinden dolayı urganla asılırsın, senin soyadın Urgan olsun. Nitekim dinozorumuzun soyadı Urgan'dır, her ne kadar Necip Fazıl'ın öne sürdüğü asılma tahmini tutmasa da. Tabi yaşanan gömlek olayı da bu aşkın başka bir göstergesi.
Yirmisinden seksenine kadar solcu olduğunu her fırsatta vurgulayan bizim dinozor, siyasete dair beceriksiz olduğunu ve arkadaşları siyasi olaylardan dolayı içeri alınırken, kendisinin alınmayışını bir kompleks haline getirmiştir. Her siyasi olayda bu kompleks onu siyasi oluşum içinde aktif rol almaya yöneltmiştir. Ne var ki, kendisinin de kabul ettiği beceriksizliğinden dolayı yüzde birlik sosyalist-komünist partilerde posta üzerine adres yazarak, ayak işlerine bakarak kendini avuturmuş. Nihayet 22 Mayıs 1971 günü, sırtında mavi pijamasıyla çocuklarıyla balkonda otururken on on iki polisin kendisini karakola götürmesine çok sevinmiş, beni de dikkate alıyorlar, ben de azılı bir komünistim diyerek. :)
Bir Dinozorun Anıları, Mîna Urgan, İstanbul, Mayıs 1998, 15. Baskı
1 yorum:
ilk yazılarına henüz ilkokulda başlamış olman senin için artı bir avantaj olur umarım ilerideki yzaı yaşamında... bu arada 2sinxcosx i geç öğrenmiş olmanın hiç bir dezavantajı olmayacak bunu da bilesin
Yorum Gönder