Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında!
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin. (Ö. Hayyam)
Bir Dinozorun Anıları – Mîna Urgan
on 30 Ekim 2009 Cuma
Etiketler:
okuduklarım
1 yorum
Komünizmi eleştirmek, dünyanın en basit işidir; çünkü komünizmin bir ütopya olduğunu görmek için bir dinozorun anılarını okumaya gerek yoktur. Buna gerek olmadığı gibi bir lise öğretmeninin bu kitabı okutmasına da gerek yoktur. Her ne kadar bu rejimi dikkate alıp yazmaya değer bulmasam da, okuduğum kitaplar hakkında düşüncelerimi paylaşmam gereği bu kitap hakkında da bir şeyler karalayayım.
Yazmayı ve Yayınlamayı Sevmek
Çocukluğumdan gelen bir yazma ve bunu yayma, yayınlama aşkı vardır içimde hep. Ki ilk olarak Adana'dayken oturduğum apartmanın adını taşıyan bir gazete çıkarmıştım. On on iki yaşlarında olmamı umursamayarak 6 sayfalık minicik boyutlarda bir gazete çıkarmışım arkadaşlarımla. Bu yayına ait nüshaların elimde olmamasına rağmen, yaşadığım o heyecanı hiç unutamam ve her hatırladığımda dergide özenle yazan Özkan ve Ramazan kardeşleri hatırlarım, tabi bir de her işime müdahil olan kendi kardeşimi...
Durum Tercümeleri #1
Bir zamanlar okuldan eve gelir gelmez, bir aceleyle bilgisayarın başına geçer, emesen açar, feysbuka girer ve rss listeme bakardım. Bu, bende bir alışkanlık haline gelmişti.Bugünde tıpkı eskilerde yaptığım gibi, alalacele oturdum bilgisayarın başına. Aklımda dün gece yazmaya başladığım, ancak bitiremediğim bu yazı vardı.
Yazma eyleminin bana her şeyden iyi geleceğini söylemiştim ve bir kez daha söylüyorum; ancak bir problem var ki beni iyileştirecek, sakinleştirecek eylemi, yani yazmayı unutuyorum. Evet evet gerçekten unutuyorum. Nadiren geliyor aklıma böyle. Her aklıma vurduğunda da oturup yazamıyorum tabi, yazacak bir şey bulamıyorum çünkü. Ya da gün içinde aklıma gelen muhteşem fikirlerimi ve ifadelerimi unutuyorum. Ne yazayım yani, domuzların gribini mi, yoksa dershaneden memnun olmadığımı mı, ya da gün içinde nasıl yorulduğumu mu yazayım?
Yazma eyleminin bana her şeyden iyi geleceğini söylemiştim ve bir kez daha söylüyorum; ancak bir problem var ki beni iyileştirecek, sakinleştirecek eylemi, yani yazmayı unutuyorum. Evet evet gerçekten unutuyorum. Nadiren geliyor aklıma böyle. Her aklıma vurduğunda da oturup yazamıyorum tabi, yazacak bir şey bulamıyorum çünkü. Ya da gün içinde aklıma gelen muhteşem fikirlerimi ve ifadelerimi unutuyorum. Ne yazayım yani, domuzların gribini mi, yoksa dershaneden memnun olmadığımı mı, ya da gün içinde nasıl yorulduğumu mu yazayım?
Kadın - Erkek İlişkisi (2 Fıkra)
Humukuşu'nda gördüğüm, insanı düşündüren iki fıkrayı paylaşmak istedim:
1. Fıkra
Adam ölüm döşeğindeydi. .. Artik son dakikalarını yaşıyordu...
Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu...
Birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti... Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti...
Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü... Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı. . .
Nihayet mutfak kapısına kadar geldi...
İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu...
Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı... Bir tane almak için elini uzattı...
Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
"Çek elini bakayım...
Onlar cenaze için..."
1. Fıkra
Adam ölüm döşeğindeydi. .. Artik son dakikalarını yaşıyordu...
Hasta yatağında yatarken birden mutfaktan gelen kokuyu duydu, en sevdiği çikolatalı kurabiyelerin kokusu...
Birden gözleri aralandı, kendini ayağa kalkacak kadar güçlü hissetti... Bu şaşılacak bir şeydi, ölmek üzere olan adamı ayağa kaldırmaya kurabiyelerin kokusu yetmişti...
Duvara tutunarak merdivenlere kadar yürüdü... Basamakları ağır ağır inerken sanki mutfağa değil hayata yaklaşıyor gibi heyecanlıydı. . .
Nihayet mutfak kapısına kadar geldi...
İşte masanın üzerindeki tepside onlarca çikolatalı kurabiye, tam karşısında duruyordu...
Son gücüyle masaya yaklaştı, o kurabiyelerden bir tane ağzına atabilse sanki ömrüne ömür katılacaktı... Bir tane almak için elini uzattı...
Ama birden karısı yetişti ve eline vurdu:
"Çek elini bakayım...
Onlar cenaze için..."